MAHİR KILIÇOĞLU mahirkilicoglu@hotmail.com

İSTİSMAR EDİLEN CİNSEL KİMLİK VE ÖZGÜRLÜK

30 Nisan 2020 Perşembe 09:00

İstanbul Antlaşması sonrası ülkemizde cinsiyet özgürlüğü ve eşitliği adı altında yaşananların insanlarımızı artık çileden çıkaracak noktaya getirdiğini görüyoruz.

Özellikle cinsiyet eşitliği adı altında, erkek ve kadın cinsel kimliğinin çocuklarda gelişmesini engellemeye yönelik çalışmalar okul müfredatlarına müdahale edecek noktaya gelmiştir. Cinsiyet eşitliği ve cinsiyet özgürlüğü adı altında yaşananlar kültürümüz, inancımız doğrultusunda yaşadığımız hayatımıza müdahale noktasına da geldiyse, bunun masum bir çalışma olmadığını söylemek abartma olmayacaktır.

Özgürlük adı altında yasal haklar elde eden cinsiyet özgürlükçüleri kültürümüze, inancımıza müdahale ettikleri yetmediği gibi çocuklarımızı nasıl yetiştireceğimize de karışıyorlar. Neymiş efendim kız ve erkek çocukları kendi cinsiyetlerine göre değil de karma giydirecekmişiz. Yani dediği şu, kız çocuğa erkek kıyafeti giydirin, erkek çocuğa kız kıyafeti giydirin…

Modernlik, özgürlük, bilimsellik adı altında topluma kendi öz kültüründen çok uzak değerleri zorla kazandırma çabaları, dayatma noktasına gelmiştir. Camide okunan ayetleri bile tehdit görecek kadar gözü dönmüş bu kişilerin bilimden anladıkları tek şey, özgürlük değil dayatmadır. Çünkü bilim, bireyin kendi cinsiyetini anlaması ve değerlendirmesi hem fiziksel hem de sosyokültürel etmenlere bağlı olduğunu bildirirken, cinsiyet özgürlükçüleri kültürümüzün elini kolunu bağlayıp kendi çocuklarımıza nasıl eğitim vereceğimizi belirlemek istiyorlar.

Öte yandan, çocuklarda ve ergenlerde cinsel gelişim aşamalarından bihabermiş gibi kimi uzmanlar, çocuk ve ergen eşcinselliğini normalmiş gibi göstermeye çalışıyorlar. Hatta "eşcinsellik ergenin tercihidir, ona saygı duymalıyız, anlayışlı olmayız" diyen sözde danışmanlar bile var.

Amerikan Psikiyatri Birliği (APA) tarafından yayınlanan Ruhsal Bozuklukların Tanısal ve İstatistiksel El Kitabı DSM 5 elimde yok, ancak DSM 4’te bu konuda o kadar kesin ve belirgin tanı ölçütleri var ki cinsel kimlik gelişimini tamamlamamış çocuk ve ergen bireylerin cinsel kimlik bozuklukları bildiğimiz eşcinsellikleri tanımlamaktadır.

Üstelik şiddeti öğrenen çocuk cinselliği ve cinsel kimliği; örnek almadan, görmeden veya yönlendirilmeden nasıl biyolojik cinsiyetinden farklı bir kimlik geliştirmeyi becerebilsin? Çocukluk ve ergenlik dönemindeki cinsel kimlik DSM 4’te sırasıyla 302.6 ve 302.85 olarak kodlanmıştır; buyurun oradan bakıp öğrenin.

Normal çocuklar daha okul öncesinde bile kendi cinsiyetlerine uygun rolleri örnek alır, oyunlarında cinsiyetlerine uygun oyuncaklarla oynar. Hatta görme engelli bireylerde bile görenlerle benzer cinsiyet gelişimleri ve davranışları gözlenmiştir.

Çocuk ve ergenlerin erken dönemde cinsellikle tanışmaları ciddi bir sorunken, onların eşcinsel eğilimlerinin altında başka nedenler yatmayacağını düşünmek, işini kötü yapmakla eşdeğerdir.

Çocuğun cinsiyet rolünün gelişiminde çevresindeki ilk modelleri anne ve babasıdır. Çocuklar ve ergenler çevrelerindeki diğer yetişkin kişilerden, akranlarından, iletişim araçlarından da etkilenerek cinsel kimlik geliştirirler. Toplumsal normlarımız gereği belirginleşmeyen cinsel kimlikler psikiyatrinin bulgularına göre çeşitli problemlerin olma ihtimali vurgulamaktadır.

Prof. Dr. Nevzat Tarhan; “Eğer çocuk ergenlikten önce kendi cinsi değil de karşı cins gibi davranışlar sergiliyorsa kesinlikle hormonal inceleme yapılmalı. Hormonları yaş grubunun normal seviyesinde mi değil mi buna bakılmalı. Anormal bir durum varsa önlem alıp gerekli tedavi uygulanmalı.

Cinsel kimlikte hormonal olmayıp psikiyatrik tablolar da belirleyici olabiliyor. Sosyal öğrenme, çevresel olabiliyor bu. En çok rastlanan öğrenme ise anne çocuğunu aşırı koruyan, onun üzerine düşen biri olabildiği gibi baba ise tam tersi soğuk, mesafeli olabiliyor. Bu gibi modellerin olduğu yerlerde çocuklar eşcinsel kimlik geliştirebiliyor. Bu çok sık rastladığımız bir tablo. Çünkü erkek modeli olmadığı, anne de sevgi veren olduğu için cinsel kimlik anneyle özdeşleşiyor ve onu örnek alıyor.” demektedir.

Çocuğun cinsel kimliğinin gelişiminde sağlıklı aile ve çevre ilişkileri en önemli etkendir. Cinsel kimlik kazandırmanın toplumun kültürü ve inancıyla şekillendiği belirtilmektedir. Toplumla uyumlu yasaların varlığı toplumun devamlılığını sürdürmesini sağlar. Aksi takdirde, bugün İstanbul Sözleşmesinin oluşturmuş olduğu çatışma halini yaşar dururuz.

SON EKLENENLER